2/10/2006

dostlar

Edip Cansever
Fethi Naci'ye

Geldin mi, iyi
Yollarindan yürüyüsler sizdiran sonbahar
Bir tenhaligi eskisinden çok sezmeyi
Bakimsiz bahçeler mi olur, büyük ahsap bos odalari mi olur
Ne olur
Ey bana sevmeme gücü veren güzellik
Eski bir kadini eski bir park kanepesinde birakan sonbahar
Aldatilmis bir yüzü yagmur oluklarinda
O yüz ki bir denizin tekrar tekrar bittigi
Gece yarisi kokularinda
Yosunlu bir kiyida ancak
Dilinde çakillarin ve derinligin en son tadi
Iste
Bir vakit daha geçti, simdi ne yapsak
Ne yapsak, bir vakit geldi ve geçti
Ey bana sevmeme gücü veren güzellik
Sonbahar
Sen mi kaldin bir
Yok birsey yapacak.

Bin dokuz yüz yetmis bir yazi, ey unutulmayan yaz
Biraktigin gibi mi kalsak
Bir çiçek milyon kere katilasti eridi
Açti dagildi
Yasamadi hiç belki
Bir isik olsun yakmadi
Tuzlu ve islak bir isik
Tankerler geçti kiyilardan gene
Suyu zonklataraktan
Gül koktu saçlarinda tasidiklari benzin
Senin saçlarinda
Alnin üstünden kuzular inen bir tepe gibi egildi
Boynun bir uçurumdan çekiliyormus gibi gergin
Bitti o yaz, simdi
Yerlesti çoktan
Bize sevmeme gücü veren güzellik.

Tenha bir meyhanede oturuyorduk sevgilim
Izmir'in eski rihtiminda
Bilirsin, severim çok Izmir'in eski rihtimini
Hani bir çesit kuslar vardir bulanik denizinin
Insanlar gibi konusur o kuslar bazen
Ve unutulmus diller gibi pek anlasilmaz ne konustuklari
Millerce yil öteden bir tenhaligi sözlendirirler
Hatirla
Ne demistim o gün ben sana
"Her tenha semtte kurulmamis bir saat yakisir"
Benim o bunaltili günlerimden kalma bir misra
Ve sense bana Aragon'un
-Parisli sair, yüzü aslan dolu-
Simsicak, dipdiri bir misrasini anlatmistin
Seninle ve parmaklarinla
Bardakta duran suyun bir akarsuyu
Nasil kiskandigini anlatmistin boyuna
Nasil mi
Dedim ya, seninle ve parmaklarinla
Neden olmasin, yeni yakilan bir sigarayla da anlatilabilir siir
Apansiz bir yolculukla da
Bir karpuzu ikiye bölmekle, bir portakali dilim dilim ayirmakla
Anlatilabilir
Ama bizim memleketimizde siir
Yazik ki ölümle anlatilir biraz
Ölümle anlasilabilir
Olsun, diyeceksin ne çikar bundan
Biz hayati siirden
Siiri hayattan özümlemedik mi
Ölümde girse araya
Sahici asklar kurmadik mi seninle
Tertemiz, dosdogru asklar
Izmir'de
Izmir'in eski rihtiminda
Unutmak için simdilik
Kolayca unutulmaz ya
Içimizdeki bin dokuz yüz yetmis bir yazini.

Yeni bir yüzmüydü ne
Kuru bir bozkiri çikarip gögsünden
Yeni yazdigi bir siiri düzeltiyordur Ahmet Oktay
Alnini dayayaraktan cama
Kalemsiz kagitsiz yazar çünkü Ahmet Oktay
Içinden geldigi gibi
Ve misra çeker durmadan, hafifçe egri sirtini dogrultarak
Nemlenir kimi zaman da gözleri
Siir yürür, siir sever, siir içer mi
Siir mi
Yürür de, sever de, içer de elbet.

Kocaman bir sevgi miydi ne
Dünyanin bütün zamanlarini dolasan
Bastirip gögsüne bozkirin
Ey, baksana, diyor, ne biçim kent bu
Geçerek caddelerinden
Dalarak meyhanelerine
Ne biçim kent bu
Bilmiyor ki nice insan kolsuzdur
Sevgisizlige, bir sevgisizlige kullanirlar kolu.

Hohlayip siliyorum iyice
Gözlügümün camlarini
Göge bakiyorum gözlerimi kisarak
Güneye gidiyor bir leylek sürüsü

Yeni Caminin üstünde
Son bir defa daha süzülerekten
Erimeye yüz tutuyor kentin pembe kapilari
Günbatimi!
Günbatimi! yeni konusmaya baslayan bir çocugun diliyle
Kolumu tutuyor Fethi Naci, su manzaraya bak, diyor
Tam Galata Köprüsünün üstünde
Diyor ya, biz alistik, yüreklerimize bakiyoruz gene de
Uykusuz gecelerimize bakiyoruz: onurun uykusuzlugu
Susturulmanin
Ve gün batimiyla leylek sürüsü
Hüzünlü bir görüntüyü akitiyorlar Naci'nin yüzüne
Kirilmak ama birlikte
Birlikte, ama kirilmamak
ve sanki kalplerimiz her yani dökülen bir otobüste
Öyle
Iste son damlalarini da birakiyor günes
Karanlik bastiracak neredeyse
Tirmaniyoruz Yüksekkaldirimi
Iyi biliyoruz, sevgimiz de öfkemiz de yalniz bizim olmamali
Günes çekiliyor iyice
Ne manzara kaliyor, ne gögün evlerindeki kizarti
Ak bulutlar kara bulutlar
Ötede bir bulut yavrusu
Bilinmeli, diyoruz yeniden
Yeniden baslamali, yeniden
Dostum, görüyorsun ya iste
Bozuldu birkere umudun ordusu.

Gelsene , diyordu Izmir'deki sevgilim
Son mektubunda
Kemetaltindaki kahveleri anlatiyordu
Ince belli çay fincanlarini
Kim bilir, belki de avutmak istiyordu beni
Unutup kendi mahzunlugunu
O kadar çabuk yeserir ki, diyordu umut
Öyle çabuk çiçeklenir ki
Güçtür çünkü, herseyden daha güç
Denize, göge topraga karismis bir kalebentlik
Üstelik biliyorsun da
Öfkeliyiz, öfkeyse sonuçtur er geç
Bir ask gibi yasamak gerek öfkeyi
Sevginin agitidir bir bakima
Ve bir gün de gelebilir ki sevgilim
Kapkara bir davet olabilir kin
Zulmün ve tutsakligin diyeti olabilir
Sen bunu bilemezsin
Bilsen de sairsin, havalar da, sogudu, kendine iyi bak
Ve sakin unutma: sira öfkenin.

Bin dokuz yüz yetmis bir yazi
Yok böyle bir sevgilim benim
Ama dayanikli, ama gözü pek, ama umutla dolu
Olunca böyle bir sevgilim olsun isterdim.

Elimde bir çanta, surda burda dolasiyorum
Hep bir yerlere gidecegim sanki
Güvercinler konuyor saçlarima bileklerime
Uçusuyorlar
Bir çinar yapragi düsüyor ayaklarimin dibine
Kupkuru
Elime aliyorum, çiziyorum üstüne kalbimi
Kalbim, diyorum
Yorgunsa da, yaraliysa da, hepimizin askina sevgili.


Edip Cansever

Hiç yorum yok: