2/08/2006

hıfzi

HIFZÎ

--------------------------------------------------------------------------------

1893’te Kars Kağızman’da doğdu, 1918’de aynı yerde yaşamını yitirdi. Asıl ismi Recep. Aşk, doğa, kahramanlık konularındaki güçlü deyişleriyle tanınır. Küçük yaşta Kur’an ezberlediği için Hıfzî mahlasını kullandı. Şiire 15 yaşında başladı. Kağızmanlı Sezai’den saz dersi aldı. Önce Nakşibendi, sonra Kadiriye tarikatına girdi. Çftçilik, köy imamlığı ve müderrislik yaptı. "Sefil baykuş ne gezersin bu yerde" diye başlayan uzun ağıdıyla bilinir. Yaşadığı dönemin savaş ve sıkıntılarla geçmesi nedeniyle şiirlerinde bu sorunların yanısıra kahramanlık duygularını da dile getirdi. Aşk ve doğa konularında da başarılı şiirleri var. Eserleri, M. Zahir Baranseli'nin 1965'te yayınlanan "Kağızmanlı Recep Hıfzî" ile, Ensar Arslan'ın 1978'te basılan "Doğu Anadolu Saz Şairleri" adlı kitaplarında yer alır.


--------------------------------------------------------------------------------


AĞIT

Sefil baykuş, ne gezersin bu yerde
Yok mudur vatanın, illerin hani?
Küsmüş müsün, selâmımı almadın
Şeyda bülbül, şirin dillerin var mı?

Ecel tuzağını açamaz mısın
Açıp da içinden kaçamaz mısın
Azat eyleseler uçamaz mısın
Kırık mı kanadın, kolların hani?

Bir kuzu koyundan ayrı mı durdu
Yemez mi dağların kuşuyla kurdu?
Katardan ayrıldın, şahin mi vurdu
Turnam! teleklerin, tellerin hani?

Aç mısın, yok mudur ekmeğin aşın
Odan ne karanlık, yok mu ataşın
Hanidir güveyin, hani yoldaşın
Hani kapın bacan, yolların hani?

Kara yerde mor menevşe biter mi?
Yaz baharda ishak kuşu öter mi?
Bahçede alışan çölde yatar mı?
Uyan, garip bülbül, güllerin hani?

Burda yorgan döşek, yastık var mıdır?
Bu geniş dünyada yerin dar mıdır?
Dalın tahta duvar, önün yar mıdır?
Yeşil başlı sunam, göllerin hani?

Körpe maral idin dağlarımızda
Dolanırdın sol u sağlarımızda
Taze fidan idin bağlarımızda:
Felek mi budadı, dalların hani?

Düğününde acı şerbet içildi
Gelinlik esvabın dar mı biçildi?
İlikle, düğmele, göğsün açıldı
N’oldu, kemer-beste bellerin hani?

Alışmış kaşların var mı kınası
Ala idi gözlerinin binası
Kocaldın mı, onbeş yılın sunası
Yok mudur takatın, hallerin hani?

Emmim kızı! aç kapıyı gireyim
Hasta mısın, halin hat’rın sorayım
Susuz değil misin, bir su vereyim
Çaylarda çalkalanan sellerin hani?

Yatarsın gaflette, gamsız, kaygusuz
Ninni, balam, ninni, kalma uykusuz!
Hem garip, hem çıplak, hem aç susuz
Felek fukarası, malların hani?

Her gelip geçtikçe selâm vereyim
Nişangâh taşına yüzüm süreyim
Kaldır nikabını, yüzün göreyim
Ne çok sararmışsın, hâlların hani?

Civan da canına böyle kıyar mı?
Çıkıp da bağlara bakamaz mısın?
Kaldırsam ayağa kalkamaz mısın?
Ver bana, tutayım, ellerin hani?

Sen de Hıfzî gibi tezden uyandın,
Uyandın da taş yastığa dayandın
Aslı Hanım gibi kavruldun, yandın
Yeller mi savurdu, küllerin hani?


EMMİZADE KÜSMEMİŞİM
BEN SENDEN


Emmizade küsmemişim ben senden
Ölüm lâl eyledi dillerim yoktur
Eğdi kametimi, büktü belimi
Kalkamam ayağa hallerim yoktur.

Ben gelende bizim yerde yaz idi
Ettiğimiz cilve idi, naz idi
Cehiz düzemedim ömrüm az idi
Göçtüm gömlek ile şallarım yoktur.

Ala kaşlarımın kınası solmuş
Ala gözlerime topraklar dolmuş
Sararmış gül benzim zağfiran olmuş
Solmuş, al yanağım hallarım yoktur.

Haber edin kuşlar çeksin yasımı
Yuva yapsın püskülümü, fesimi
Koymadılar doldurayım tasımı
Havuzdan ayrıldım sellerim yoktur.

Anam beni bir kuş etti uçurdu
Durma dedi bağlarından göçürdü
Kahpe felek beni çarhtan geçirdi
Yaslıyım, yeşilim allarım yoktur.

Haber edin ishak kuşlar göçende
Selâm söylen her turnalar geçende
Ak, kırmızı, sarı güller açanda
Yollayın bana da güllerim yoktur.

Yaren yoldaş beni düşlerde görsün
Görenler de halim, hatırım sorsun
Yoldan gelip geçen bir Fat’ha versin
Felek dilencisi mallarım yoktur.

Ben de Hıfzî gibi tezden uyandım
Uyandım da taş yastığa dayandım
Aslı Hanım gibi kavruldum, yandım
Sam yeli savurdu küllerim yoktur.

Hiç yorum yok: