2/06/2006

Mehmet Akif Ersoy

İSTİKLAL MARŞI

Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen alsancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak
O benimdir o benim milletimindir ancak

Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilal
Kahraman ırkıma bir gül ne bu şiddet bu celal
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal
Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal

Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım
Kükremiş sel gibiyim bendimi çiğner aşarım
Yırtarım dağları enginlere sığmam taşarım

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var
Ulusun korkma nasıl böyle bir imanı boğar
Medeniyyet dediğin tek dişi kalmış cavanar

Arkadaş yurduma alçakları uğratma sakın
Siper et gövdeni dursun bu hayasızca akın
Doğacaktır sana va'dettiği günler hakkın
Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın

Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı
Sen şehid oğlusun incitme yazıktır atanı
Verme dünyaları alsan da bu cennet vatanı

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda
Canı, cananı bütün varımı alsın da hüda
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda

Ruhumun senden ilahi şudur ancak emeli
Değmesin mabedimin göğsüne na-mahrem eli
Bu ezanlar -ki şehadetleri dinin temeli-
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım
Her cerihamdan ilahi boşanıp kanlı yaşım
Fışkırır, ruh-u mücerred gibi yerden na'şım
O zaman yükselerek arşa değer belki başım

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal
Ebediyyen sana yok ırkıma yok izmihlal
Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet
Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal

 


ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

Şüheda gövdesi, bir baksana dağlar taşlar
O, rüku olmasa, dünyada eğilmez başlar

Vurulmuş temiz alnından uzanmış yatıyor
Bir hilal uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor

Ey, bu topraklar icin toprağa düşmüş, asker
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i
Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın
"Gömelim gel seni tarihe!" desem, sığmazsın

Herc ü merc ettiğin edvara ya yetmez o kitab
Seni ancak ebediyyetler eder istiab

"Bu, taşındır" diyerek Kabe'yi diksem başına
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına

Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namiyle
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan
Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsam oradan

Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına
Uzanırken gece mehtabı getirsem yanına

Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem

Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana

Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini
Şarkın en sevgili sultanı Salahaddin'i

Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran
Sen ki islami kuşatmış, doğuyorken hüsran

O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrami adın

Sen ki; a'şara gömülsen taşacaksın... Heyhat
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat

Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber


 


MARTYRS OF CANAKKALE



This Dardanelles war - without equal in the world
Four or five mighty armies are pressed and are hurled
To reach the Sea of Marmara by hill and pass
So many fleets have surrounded a small mass...
The Old World and the New World, all have come this way,
Bubbling like sand, like a flood, or like Judgement Day;
The seven climes of the world stand opposite you
Australia, beside which observe Canada too!
Different are these hordes in face and skin and sound
Only their violence, forsooth, is equal all round.
Outstretched he lies there, shot right through his spotless brow,
For this Crescent O Lord, what suns are setting now
O soldier, for this earth's sake fallen to the dust,
If your heavenly forbears kissed your brow, "twere just"
Brave you are, your blood makes "God is one" victorious,
Only the lions of Badr could be as glorious.
Who can dig a sepulchre great enough for you?
History itself, say I, cannot contain you.
That book records the epochs upturned in this race...
Eternities are needed to give you your place.
You, who destroyed the onslaught of the last crusade,
From the dearest sultan of the East, Saladin,
And from Kılıç Arslan who earned high accolade 
You who took the iron hoop hemming Islam in
And shattered into pieces on your own strong breast
You with whose spirit move the legends of your name 
The iron hoop that robbed Islam of all its rest;
Ages of history overflow with your fame...
No more these horizons for you no more this test...
Martyr son of martyr ask me not for a grave,
The prophet open armed awaits his warrior his warrior brave.


 

MEYHANE

Canım sıkıldı dün akşam, sokak sokak gezdim;
Sonunda bir yere saptım ki, önce bilmezdim.

Bitince bir sıra ev, sonra bir de virane,
Dikildi karşıma bir han kılıklı meyhane:

Basık tavanlı, karanlık, sefil bir dükkan;
İçinde bir masa, yahut civar tabutluktan

Atılma çok ölü görmüş acıklı bir teneşir!
Yanında hurdası çıkmış bir eski püskü sedir.

Sakat, bacaksız on, on beş hasırlı iskemle,
Kırık dökük şişeler, bir de çinko tepsiyle,

Beş on kadeh, iki üç testi... Sonra tezgahlık
Eden yan üstüne devrilme kirli bir sandık.

Sönük sönük yanıyor rafta isli bir lamba...
Önünde bir küme: fes, takke, hırka, salta, aba

Kımıldanıp duruyorken, sefil bir sohbet,
Bu isli zulmete vermekte büsbütün vahşet:

- Kuzum Dimitri, bu akşam biraz ziyadece ver...
- Ziyade, anladık amma ya içtiğin şişeler?

- Çizersin..
          - Öyle mi? Lakin, silinmiyor çetele!
Bakın tavan tebeşirden görünmez oldu...
                                      - Hele!

- Bizim peşin paramız... Anladın mı dün kurusu?
- Ayol tükendi mezem... Bari koy biraz turşu.

Arattı kendini ustan... Dinince dinlersin!
- Hasan be, sende nasıl nazlı nazlı söylersin!

Nedir o türkü... Aman baska yok mu?... Hah, şöyle!
- Ömer, ne nazlanıyorsun? Biraz da sen söyle.

- Nevazil olmuşum, Ahmed, bırak sesim yok hiç...
- Sesin mi yok? Açılır şimdi: bir imam suyu iç!

- Yarın ne istesin Osman?
                       - Ne isteyim... Burada!
- Dimitri çorbacı, doldur! Ne durmuşun orada?

- O kim gelen?
            - Baba Arif.
                      - Sakallı, gel bakalım...
Yanaş.
     -Selamünaleyküm.
                   - Otur biraz çakalım...

- Dimitri, hey parasız geldi sanma, işte para!
- Ey anladık a kuzum...
                  - Sar be yoldaşım cigara...

- Aman bizim Baba Arif susuz musuz içiyor!
- Onun bi dalgası olmak gerek: Tünel geçiyor.

- Moruk, kaçıncı kadeh? Şimdicik sızarsın ha!
- Sızarsa mis gibi yer, yetmemiş adam değil a.

Yavaş yavaş kafalar, kelleler kızışmıştı,
Ağız, burun, hele sesler bütün karışmıştı;

Dikildi ağzına baktım, açık duran kapının,
Fener elinde bir erkek, yanında bir de kadın.

Beş on dakika süren bir düşünceden sonra,
Kadın girdi o zulmet-sera-yı menfura.

Gözünde ebr-i teessür, yüzünde hun-i hicab,
Vücudu ra'se-i na-car-ı ye's içinde harab,

Teveccüh eyleyerek sonradan gelen Babaya:
- Demek taşınmalı artık çoluk çocuk buraya!

Ayol, nedir bu senin yaptığın? Utan azıcık...
Anan da, ben de, yumurcakların da aç kaldık!

Ne iş, ne güç, gece gündüz içip zıbar sade;
Sakın düşünme çocuklar acep ne yer evde?

Evet, sen el kapısında sürün işin yoksa!
Getir bu sarhoşa yutsun, getir paran çoksa!

Zavallı ben... Çamaşır, tahta, her gün uğraş da,
Sonunda bir paralar yok, el elde baş başta!

O tahtalar, çamaşırlar da geçti, yok halim...
Ayakta sallanışım zorlanır Hüda alim!

Çalışmadın, beni hep bunca yıl çalıştırdın;
O yavrucaklari çıplak, sefil alıştırdın;

Bilir mahalleli kim, aldığın zamanda beni,
Çeyiz çimenle donatmıştı beybabam evini.

Ne oldu şimdi o eşya? Satıp kumarda yedin!
Evet, kumarda yedin, hem de karşılarda yedin!

Herif! Şu halime bak, merhametli ol azıcık...
Bırak o zıkkımı, içtiklerin yeter artık.

Efendiler, ağalar, siz de bir nasihat edin,
Sizin belki var evladınız...
                        - Hasan, ne dedin?

- Bırak, köpoğlu kadın amma çalçeneymiş ha!
- Benimki çok daha fazlaydı.
                          - Etme!
                              - Elbet ya!

Onun için boşadım. Sen işitmedin mi Halim?
- Kadın lakırdısı girmez kulağıma zati benim.

Senin kadın dediğin adeta pabuç gibidir:
Biraz vakti taşınır, sonradan değiştirilir.

Kadın bu sozleri duymaz, tazallum eylerdi;
Herif mezar taşı tavriyle sade dinlerdi;

Açılıp ağzı nihayet, açılmaz olsa idi
Taşıp döküldü, içinden şu la'net-i ebedi:

- Cehennem ol seni hınzır orospu, git Boşsun!
- Ben anladım işi, sen komşu, iyice sarhoşsun;

Ayıltınız şunu yahut!
                   - ilişmeyin!
                           - Bırakın!
Herif ayıldı mı, bilmem, düşüp bayıldı kadın!

 


İSİMSİZ

"Hürriyeti aldık!" dediler, gaybe inandık;
"Eyvah, bu bazicede bizler yine yandık!"

Cem'iyyete bir fırka dedik, tefrika çıktı:
Sapsağlam iken milletin erkanını yıktı.

"Turan ili" namiyle bir efsane edindik;
"Efsane, fakat, gaye!" deyip az mı didindik?

Kaç yurda veda etmedik artık bu uğurda?
Elverdi gidenler, acıyın eldeki yurda!


 


İSİMSİZ

Sabah iskambil atar kahvede, akşam domine...

..........

Köylünün bir şeyi yok, sıhhati, ahlakı bitik;
Bak o sırtındaki mintan bile tiftik tiftik.

Bir kemik, bir deridir ölmedi kaldıysa diri;
Nerde evvelki refahın ancak onda biri?

Dam çökük, arsa rehin, bahçeyi icra ister;
Bir kalem borca bedel faizi defter defter!

Hiç bakım görmediğinden mi nedendir, toprak,
Verilen tohmu da inkar edecek, öyle çorak,

Bire dört aldığı yıl köylü emin ol, kudurur:
Har vurur bitmeyecekmiş gibi, harman savurur.

Uğramaz, gün kavuşur, çitine yahut evine;
Sabah iskambil atar kahvede, aksam domine.

Muhtasar, gayr-i mufid ilmi kadardır dini;
Ne evamir, ne nevahi, seçemez hiçbirini.

Namazın semtine bayramlarda uğrar sade;
Hiç su görmez yüzünün düşmanıdır seccade.

Hani, üç beş kişiden fazla musalli arama;
Mescid ambarlık eder, başka ne yapsın, imama!

Okumak bahsini geç, çünkü o defter kapalı,
Bir redif zabiti mektepleri debboy yapalı,

Sıtma, fuhuş, içki, kumar, türlü fecayi salgın...
Sonra söylenmeyecek şekli de var hastalığın.

Bir taraftan bulanır levse hesapsız namus;
Bir taraftan serilir toprağa milyonla nüfus.


 


İSİMSİZ

"Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?"
                       (Kuran-ı Kerim)


Olmaz ya... Tabii... Biri insan, biri hayvan!
Öyleyse -cehalet- denilen yüz karasından

Kurtulmaya azmetmeli baştan başa millet.
Kafi değil mi, yoksa bu son ders-i felaket?

Son ders-i felaket neye mal oldu? Düşünsen:
Beynin eriyip yaş gibi damlardı gözünden!

"Son-ders-i felaket" ne demektir? Şu demektir:
Gelmezse eğer kendine millet, gidecektir!

Zira, yeni bir sadmeye artık dayanılmaz;
Zira, bu sefer uyku ölümdür, uyanılmaz!

Çoskun, koca bir sel gibi, daim beşeriyyet,
Müstakbele koşmakta verip seyrine şiddet.

Dağlar, uçurumlar, ona yol vermemek ister...
Lakin o, ne yüksek, ne de alçak demez örter!

Akvam o büyük nehre katılmış birer ırmak...
Elbet katılır... Hangisi ister geri kalmak?

Bizler ki bu müthiş, bu muazzam cereyanla
Uğraşmaktayız... Bak, ne kadar çılgınız anla!

Uğraş bakalım, yoksa işin, hey şaşkın!
Kurşun gibi sür'atli, denizler gibi taşkın

Bir çağlayanın menba-i dehhasına doğru
Tırmanmaya benzer, yüzerek, başka değil bu!

Ey katre-i avare, bu cüsun, bu hürusun
Ahengine uymazsan, emin ol, boğulursun!

Yıllarca, asırlarca süren uykudan artık,
Silkin de muhitindeki zulmetleri yak, yık!

Bir baksana: gökler uyanık, yer uyanıktır;
Dünya uyanıkken uyumak maskaralıktır!

Eyvah! Bu zilletlere sensin yine illet...
Ey derd-i cehalet, sana düşmekte bu millet

Bir hale getirdin ki, ne din kaldı, ne namus!
Ey sine-i islam'a çöken kapkara kabus

Ey hasm-ı hakiki, seni öldürmeli evvel:
Sensin bize düşmanları üstün çıkartan el!

Ey millet uyan! Cehline kurban gidiyorsun!
islam'ı da -batsın!- diye tutmuş yediyorsun!

Allahtan utan! bari bırak dini elinden...
Gir leş gibi topraklara kendin, gireceksen!

Lakin, ne demek bizleri Allah ile iskat?
Allahtan utanmak da olur, ilim ile... Heyhat!


 


İSİMSİZ

Müslümanlık sizi gayet sıkı, gayet sağlam
Bağlamak lazım iken, anlamadım, anlayamam.

Ayrılık hissi nasıl girdi sizin beyninize?
Fikr-i kavmiyyeti şeytan mi sokan zihninize?

Birbirinden müteferrik bu kadar akvamı
Aynı milliyetin altında tutan islam'ı.

Temelinden yıkacak zelzele, kavmiyettir.
Bunu bir lahza unutmak ebedi haybettir...

Arnavutlukla, Araplıkla bu millet yürümez..
Son siyasetse bu! Hiç böyle siyaset yürümez!

Sizi bir aile efradı yaratmış Yaradan;
Kaldırın ayrılık esbabını artık aradan.

Siz bu davada iken yoksa, iyazen-billah
Ecnebiler olacak sahibi mülkün nagah.

Diye dursun atalar: "Kal'a içinden alınır."
Yok ki hiçbir işiden... Millet-i merhume sağır!

Bir değil mahvedilen devlet-i islamiyye...
Girdiler aynı siyasetle bütün makbereye.

Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.

Bırakın eski hükümetleri meydandakiler
Yetişir, şöyle bakıp ibret alan varsa eğer.



İşte Fas, işte Tunus, işte Cezayir, gitti!
İşte Irak'ı da taksim ediyorlar şimdi.


 


Bİr Gece


 


On dört asır evvel,yine bir böyle geceydi,
Kumdan,ayın ön dördü,bir öksüz çıkıverdi!
Lakin,o ne hüsrandı ki:Hissetmedi gözler;
Kaç bin senedir,halbuki,bekleşmedelerdi!
Nerden görecekler?Göremezlerdi tabi’i:
Bir kerre,zuhur ettiği çöl en sapa yerdi;
Bir kerre de,ma’mure-i dünya,o zamanlar,
Buhranlar içindeydi,bugünden de beterdi.
Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;
Dişsiz mi bir insan,onu kardeşi yerdi!
Fevza bütün afakını sarmıştı zeminin,
Salgındı,bugün Şark’ı yıkan,tefrika derdi.


Derken,büyümüş,kırkına gelmişti ki öksüz,
Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!
Bir nefhada insanlığı kurtardı o ma’sum,
Bir hamlede kayserleri,kisraları serdi!
Aczin ki,ezilmekti bütün hakkı,dirildi;
Zulmün ki,zeval aklına gelmezdi,geberdi!
Alemlere,rahmetti,evet,Şer-i mübini,
Dünya neye sahipse,onun vergisidir hep;
Medyun ona cem’iyyeti,medyun ona ferdi,
Medyundur o ma’suma bütün bir beşeriyyet…
Ya Rab,bizi mahşerde bu ikrar ile haşret.


  



Hiç yorum yok: